Şarkikaraağaç

Isparta’ya 118 km uzaklıkta olan Şarkikaraağaç’ın yüzölçümü 1232 km² olup, verimli bir ova üzerinde kurulmuştur. Beyşehir Gölü’nün bir bölümü ilçe sınırları içerisindedir.
Şarkikaraağaç’ta Beyşehir Gölü etrafında kuş gözlemciliği, Kızıldağ Milli Parkında doğa yürüyüşü, kamp-karavan ve foto safari yapılabilmektedir.
Yörede Türk gelenek, örf ve adetlerin en canlı şekilde halen yaşatıldığını görebilirsiniz. Türkiye’nin her yerine tahin helvası, köpük helvası ve susamlı helvanın Şarkikaraağaçlı ustalar tarafından yayıldığı bilinir. Şarkikaraağaç Helva ve Kültür Şenlikleri, her yıl genellikle Temmuz ayında yapılmaktadır.
Şarkikaraağaç’ta halen yaylaya çıkan Yörükler, yaz aylarında ortalama üç ay, keçi kılından yapılan çadırlarda veya varsa yayla evlerinde kalmaktadırlar. Ayrıca Gedikli Köyü Sindel Yaylasında, her yıl Mayıs ayında Honamlı Yörükleri Geleneksel Sindel Yaylası Şenliği yapılmaktadır.
MÖ l88-133 yılları arasında Bergama Krallığı’nın elinde bulunan bölge, MÖ l30 yılında Romalılar tarafından ele geçirilmiştir. Bu dönemde Karalis Gölü’nün (Beyşehir) kuzeyinde Salur Köyü yakınında Anaboura Antik Kenti kurulmuştur.
Roma İmparatorluk döneminde, Beyşehir Gölü’nün kuzeyinde Antiokheia’dan Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerinde bugünkü Şarkikaraağaç ilçesi civarında Neapolis Kenti’nin kurulduğu bilinmektedir.
1182 yılında, Karaağaç ve havalisi Selçuklu egemenliğine girmiştir. Bölgeye Türk Boylarından Saçıkara aşiretinin yoğun olarak yerleştiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, Moğol istilasından kaçan bir kısım Harezm Türklerinin de bölgeye yerleştiği bilinmektedir. Daha sonra Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine giren Şarkikaraağaç, 1380 yılında Isparta ve havalisi ile birlikte Osmanlı egemenliğine girmiştir.

Kare planlı caminin son cemaat yeri bulunmamaktadır. Doğu yönde tek kanatlı bir kapıdan camiye giriş yapılır. Kuzeybatı köşesinde bulunan minare silindirik formdadır.

Ortadaki büyük kubbenin dışında güney ve kuzey yönlerinde üçer küçük kubbesi daha vardır. Kubbe etekleri stilize bitkisel baskı ile süslemelidir. Büyük kubbenin pandantiflerinde dört büyük halifenin isimleri vardır. İçeride pencereler stilize bitkisel baskı tipinde, süsleme bordürüyle çerçeve içerisine alınmıştır.

Güney duvardaki yarım küre kavsaralı ve kavsarası istiridye motifli ahşap mihrap, iç içe daralan bitkisel motifli üç dikdörtgen ile çerçeve içerisine alınmıştır. Batı yöndeki minber ve doğu duvarındaki vaaz kürsüsü de mihrap ile aynı tarzda süslemelere sahiptir. Mihrabın korkuluğu oyma şebekelidir.

Minber, mihrap ve vaaz kürsüsünde kıvrım dallar, içinden çiçekler çıkan vazolar gibi süsleme unsurları bulunmaktadır. Cami Isparta’da bilinen en eski dini yapıdır. Selçuklu Dönemi’ne uzanan tarihçesiyle bölgede oldukça önemli bir eser durumundadır. Kayıtlarda caminin Ömer bin Ali tarafından Hicri 680 / Miladi 1281 yılında Selçuklu Sultanı Feramuz oğlu Alaaddin Keykubat Dönemi’nde yaptırıldığı belirtilmiştir. Cami 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet zamanında, 1786 ve 1925 tarihlerinde onarım görmüştür.

Kuzeydoğu köşesinde bulunan Silindirik formdaki minarenin tek şerefesi vardır ve kare planlı kaideye oturmaktadır. Harim iki yöndeki üç sıralı sütun dizisiyle üç sahna ayrılmıştır. Harime girişte kuzey duvarına ve kısmen de yan duvarlara bitişik üst katı kadınlar mahfeli ile çevrilmiştir.

Mahfelin harime doğru yuvarlak formlu cihannüma benzeri bir çıkması vardır. Girişin karşısında yarım küre kavsaralı mihrabı iç içe daralan üç dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır.

Tavanda çıtalarla geometrik desenler oluşturulmuştur. Arapça yazılı paftalar içerisinde on satırlık kitabesi mevcuttur. Caminin El-Hac Manizade tarafından Hicri 1298 / Miladi 1880 yılında yaptırıldığı belirtilmiştir. Geç Dönem Osmanlı dini mimarisini yansıtması açısından önemli bir eserdir.

Welcome Back!

Login to your account below

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist