Atabey

Isparta’ya 21 km uzaklıkta olan ilçenin kuzeyini ve batısını Barla Dağı kuşatır. Dağlarında yer yer meşe korulukları bulunmaktadır. İlçe, iklimi itibariyle Akdeniz ve kara iklimi arasında bir özellik göstermektedir. Yüzölçümü 202 km² olan ilçenin il merkezine uzaklığı 23 km.dir.
Atabey’de özellikle İslamköy’deki gül bahçelerinde gül yetiştirilmekte ve fabrikalarda işlenmektedir. İslamköy’e gelmişken ekmeğinden almayı unutmayın. Lezzeti ve geç bayatlaması özelliği ile Isparta ve çevresinde çok tanınan yöresel bir ekmektir.
Isparta-Atabey karayolu üzerinde şehir merkezine 18 km uzaklıkta, Bayat Köyü sınırları içerisinde bulunan tepeden yamaç paraşütçülüğü faaliyeti yapılabilmektedir.
Tarihte Atabey
İlçe sınırları içinde tespit edilebilmiş en eski yerleşim yeri Erken Kalkolitik malzemenin bulunduğu Pembeli Höyük’te ele geçmiştir. Harmanören Köyü’nde bulunan Göndürle I ve Göndürle II Höyüklerinde yapılan kazılarda çıkan malzemelerin, İlk Tunç Çağ Dönemine ait olduğu bilinmektedir.
Atabey’in Bayat Köyü’nde Seleukeia Sidera Antik Kenti bulunmaktadır. Pisidya Bölgesi’nin Frigya’ya komşu olan kuzey sınırlarında yer alan Agrai Antik Kenti ise bugünkü Atabey İlçesi altında ya da yakınlarındadır. Bu kentten herhangi bir kalıntı yoktur.
Isparta ve civarının 1204’te III. Kılıç Arslan zamanında fethedilmesinin arkasından, Atabey Anadolu Selçukluları’nın uç kumandanlarından Gazi Ertokuş Bey tarafından Bizanslılardan alınmış ve bir üs haline getirilmiştir. Atabey, 1390’lı yıllarda Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Seleukeia Sidera Antik Kenti Atabey İlçesi’ne bağlı Bayat Köyü’ndedir. Kentin adı ilk kez Hellenistik Dönem antik yazarlarından Klaudios Ptolemaios ve Hierocles tarafından anılır. Kentin adı Seleukia Sidera şeklinde “demir” anlamına gelen “sidera” sıfatı ile birlikte kullanılır.

Kentin Hellenistik Dönem’e tarihlendirilen yapılarından biri tiyatrodur. Hisartepe’nin doğu yamacına yaslanarak, yarım daireyi biraz aşan planda inşa edilmiş tipik Yunan tiyatrosu formundadır. Kentin doğusunda anakaya şekillendirilerek oluşturulan kare planlı ve on kiriş yuvası bulunan alanın bir kaya kutsal alanı olabileceği düşünülmektedir. Kaya Kutsal alanı kentin Hellenistik Dönem’deki kuruluşu ile yeniden kullanılmış ve bu kullanım Roma İmparatorluk Dönemi’nde de devam etmiş olmalıdır. Kaya kutsal alanının güneyinde ana kayaya oyulmuş bir alan bulunmaktadır.

Bu mekânın bir üst kısmında akropolise dik çıkan yaklaşık yirmi merdiven tespit edilmiştir. Hisartepe’nin güney kenarında rektagonal duvar örgülü bir podyum yer almaktadır. Bu duvarın, podyumlu bir tapınağa ait olabileceği düşünülmektedir. Kentte Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemleri’nde yürütülen imar faaliyetlerinin izleri görülebilmektedir. Hellenistik Dönem’de kentin akropolisi olarak kullanılan Hisartepe bir surla çevrilidir. Kentte üç Nekropolis alanı bulunmaktadır. Bunlardan en korunmuş olanı Akropolisin kuzeybatı yamacındaki geniş nekropolis alanıdır.

Bugün kazısı sürdürülmekte olan bu alan Kuzey Nekropolisi olarak adlandırılmaktadır ve Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait ana kayaya oyulmuş oda, sanduka ve tonozlu tipteki mezarlara sahiptir. Seleukeia Sidera’da son dönemde yapılan çalışmalar ile kentin Antik Dönem’de bölge ekonomisinde önemli bir yeri olduğuna işaret etmektedir. Kentte tespit edilen demir, seramik, kemik ve üzüm üretimine işaret eden arkeolojik kanıtlar bu açıdan önemlidir. Seleukeia Sidera Antik Kenti’nin yaklaşık 3.5 kilometre güneydoğusunda ise Taş Kemer Mevki Büyük Kemer Ovası’nda kentin ihtiyaç duyduğu suyun kente ulaştırılabilmesi için kullanılan künkler ve su kemerine ait kalıntılar bulunur.

Dikdörtgen planlı yapı doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Dış duvarlarda pek çok yazıtlı ve üzeri kabartmalı parça bulunmaktadır. Özellikle güney yönde yer alan sağlam durumdaki bir Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait büst dikkat çekmektedir. Yapı kapalı tip medreseler grubuna girmektedir. Basık kemerli giriş kapısının hemen üstündeki alınlıkta beş satırlık kabartma kitabe mevcuttur. Kitabede “Sultan’a, bu medresenin inşası; muazzam sultan, müminlerin emir ve önderi, dinin ve dünyanın iyisi, Fetihlerin babası, Keyhüsrev oğlu Keykubat zamanında, Allahın rahmetine muhtaç zayıf kul, Abdullah oğlu Ertokuş tarafından 621 yılının mübarek Ramazan Ayında emredildi” yazılıdır. Kitabeden edresenin Miladi 1224 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kubbesi dört sütun üzerine oturan Ertokuş Medresesi yüzyıllık dilim içerisinde mimarisiyle tek örnektir.

Kare planlı bir kaide üzerinde sekizgen gövdeli ve sekizgen külahlı bir kümbettir. Gövdesi kırmızı ve beyaz taş sıraları ile münavebeli bir şekilde yapılmıştır. Kapıların söveleri ve lentolarında kabartma geometrik motifler bulunmaktadır. Kümbet içerisinde Mübarizeddin Ertokuş’a ait bir sanduka vardır. Sanduka, bir yüzü yeşil sırlı tuğlalardan geometrik motifler meydana getirecek biçimde oluşturulmuştur. Altta mumyalık kısmında bir iskeletin olduğu, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün restorasyonu esnasında uzmanlarca ifade edilmektedir. Dönemin bir özelliği olarak medreselerin banileri, öldükleri zaman buraya ilave edilen bir kumbete gömülmekteydiler. Medrese 1224 tarihlidir. Ertokuş Vakfiyesi ise 1270 tarihlidir. Dolayısıyla vakfiye tarihi olan 1270 yılından daha önce Ertokuş ölmüş olmalıdır. Kümbetin de buna bağlı olarak muhtemelen 13. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olabileceği varsayılmaktadır. Kümbet günümüzde bu civarda ikamet eden kimselerce haftanın belli günleri ziyaret edilmektedir.

Yaklaşık kare planlı olan caminin kuzeybatı köşesinde sekizgen kaideli, silindirik gövdeli bir minaresi bulunmaktadır. Son cemaat yeri birimlerini üç adet kubbesi ve her iki yönde sekilerle yükseltilmiş birer mihrabiyesi bulunur. Harimin üzeri de merkezi bir kubbeyle örtülüdür. Mihrabı kıble duvarının orta aksında, yarım küre kavsaralı ve dışarıya taşkındır. Isparta’daki Mimar Sinan Camisi’ne plan ve yapım malzemesi olarak benzemektedir. Kitabesi olmayan ancak Burhaneddin Paşa Vakfı olarak 1590 yılında yapıldığı anlaşılan cami Klasik Osmanlı Dönemi’nde inşa edilen camilerdendir.

İslamköy’de yer alan müze, 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in yaşamının bir kesitinin yanı sıra, ülkemizin 50 yıllık gelişmesini de yansıtır. Külliye şeklinde yapılan ve müzenin de yer aldığı yapılar arasında cami, ana müze binası, kütüphane binası, lojman ve depo binaları bulunur. Türkiye’nin kalkınmasında çok büyük önemi olan projelerin temel atma ve açılışlarına ait fotoğraflar çeşitli salonlarda sergilenmektedir. Ayrıca, müzenin kütüphane ve arşiv bölümleri de araştırmacılara önemli bir kaynak oluşturmaktadır.

Welcome Back!

Login to your account below

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist